30 cüzden oluşan 15 ciltlik ‘ET-TAHRÎR VE’T-TENVÎR’, Kur’an’daki ifadelerin gaye ve maksatlarına işaret etmesi bakımından önemlidir.

İbn Âşûr ve dev tefsiri: et-Tahrîr ve’t-Tenvîr

YAVUZ ULUTÜRK
Sayı: 173 | 18 Şubat 2014

Tunuslu müfessir İbn Âşûr, Zeytûne Üniversitesi’nde verdiği ve Mecelletü’z Zeytûne’de periyodik olarak yayımlanan tefsir derslerini bir araya getirerek dev tefsir kitabı ‘et-Tahrîr ve’t-Tenvîr’i yazar. Eser, modern çağın önemli tefsirlerinden biridir.

Yirminci yüzyılın en önemli tefsirlerinden olan ‘Et-Tahrîr ve’t-Tenvîr’in yazarı Muhammed Tahir ibn Âşûr, 1879 yılında Tunus’ta doğar. Aslen Faslı olup, Âşûr ailesine mensup olduğu için dedeleri gibi ibn Âşûr lakabıyla anılır. İlk eğitimini Vakıflar Cemiyeti başkanlığıda yapan babası Muhammed b. Muhammed Tâhir ile annesinin babası olan dedesi başbakan Muhammed el-Azîz Bû Attûr’dan alır.

İbn Âşûr, 1892’de zamanın orta ve yüksek eğitim kurumu olan Zeytûne Medresesi’nde eğitim alır. Burada üstün zekâsı ile dikkat çeken Âşûr’a özel bir eğitim programı uygulanır. Bir süre Şeyh Salih eş-Şerîf’in derslerine devam eder. Daha sonra Şeyh Sâlim Bû Hâcib’ten, İbnü’ş-Şeyh diye bilinen Ömer b. Ahmed’den de dersler alır. Buradaki yükseköğrenimini 1899’da tamamlar. Geleneksel Arap kültürü ile modern kültürü harmanlayan bir tahsil görür. Eğitimi sırasında iyi derecede Fransızca öğrenir. 1903 yılında Zeytûne Üniversitesi’ne ikinci dereceden öğretim elemanı olarak tayin edilir. 1905’te öğretim görevlisi olur. O yıllarda Tunus’a gelen Muhammed Abduh’un konferans ve sohbetlerine katılır.

Tahir ibn Âşûr’un hayatı iki ana döneme ayrılır. Birincisi sömürge dönemi, ikincisi sömürge dönemi sonrası gelen bağımsızlık dönemidir. Tahir ibn Âşûr, Osmanlı’nın zayıflama, dağılma ve çökme dönemini görmüş ve yaşarmıştır. Sosyal ekonomik kültürel ve bilimsel açıdan Müslümanların içinde bulunduğu buhranlı dönemi görüp, Cemaleddin Afganî ve Muhammed Abduh’un yenilikçi fikirlerinden etkilenir. Zeytuneli Şeyh Salim Buhâcip ve Tunuslu Muhammed Hızır el Hüseyin gibi dönemin yenilikçi ve büyük âlimlerinden ders alır. Bir süre Ezher Üniversitesi rektörlüğünü yapar.

Üniversitede daha çok Arap dili ve edebiyatı, fıkıh, fıkıh usulü ve İslâm hukuk felsefesi dersleri verir. 1908’de Tunus Millî Eğitim programlarını iyileştirmek üzere görevlendirilen komisyonda üyelik yapar. İbn Âşûr, üniversitedeki görevi ve akademik çalışmalarının yanı sıra 1913-1923 yılları arasında Malikî kadılığı da yapar. 1927’de başmüftü seçilen İbn Âşûr, 1932’de Malikî şeyhülislamı olur. Aynı yıl Zeytûne Üniversitesi’ne rektör olarak atanır. 1960’a kadar birkaç kez aynı göreve getirilir. İbn Âşûr hac görevi dâhil pek çok ilmî seyahate çıkar.

12 Ağustos 1973’te başkent Tunus’ta vefat eden âlim, Zellâc Mezarlığı’na defnedilir.

et-Tahrîr ve’t-Tenvîr

İbn Âşûr, akademik hayatında kendi oğlu Muhammed Fazıl başta olmak üzere pek çok öğrenci yetiştirir. Uzun yıllar üniversitede görev yapan İbn Âşûr, arkasında birçok da eser bırakır. Bunlardan en önemlisi 30 cüzden oluşan 15 ciltlik ‘Et-Tahrîr ve’t-Tenvîr’ adlı tefsiridir. İlk kez 1987’de otuz cilt halinde Tunus’ta yayımlanan eserin tam adı ‘Tahrîru’l-ma’nâ’s-sedîd ve Tenvîri’l-Akli’l-Cedîd Min Tefsîr’l-kitâbi’l-Mecîd’dir.

Eser, ibn Âşûr’un Zeytûne Üniversitesi’nde verdiği ve Mecelletü’z-Zeytûne’de periyodik olarak yayımlanan tefsir derslerinin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkar.

Et-tahrîr ve’t-tenvîr, modern çağın tefsir alanında yazılmış önemli kitaplardan biridir. Kitap, yıllardır tefsir âlimlerinin vazgeçemediği bir kaynaktır. Yirminci yüzyılda yazılan en önemli tefsirlerden biri sayılan Et-Tahrîr, 130 sayfalık bir mukaddime ile başlar. Eserini edebî bir üslupla kaleme alan İbn Âşûr tefsirini, Kur’an’daki sıraya göre yapar. Eser, dil ağırlıklı yorum ve tefsirlerin yanı sıra, Kur’an’daki ifadelerin gaye ve maksatlarına da işaret etmesi bakımından önemlidir. İbn Âşûr’un İslam hukuk felsefesi konularındaki hâkimiyeti bu eserinde hemen fark edilir.

İbn Âşûr, tefsirinin birinci cildinde on mukaddime halinde Kur’an ilimlerini açıklar. Birinci mukaddimede tefsirin tarifini yapar ve tefsirin müstakil bir ilim olduğu­nu altı delille anlatır. İkinci mukaddimede belagat, riva­yet, tarih, fıkıh usulü ve kelam gibi tefsir ilminin beslendiği ilimleri sıralar. Üçüncü mukaddimede tefsirin sadece Peygamber Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) gelen rivayetler olmadığını ve sahih tefsirin şartlarını açıklar. İbn Âşûr dördüncü mukaddimede tefsirde sekiz temel hedefin olduğu­nu, müfessirin vazifesinin de bunları açık bir üslûpla aktarmak olduğu­nu ifade eder. Beşinci mukaddimede ayetlerin nüzul sebebini, altıncı mukaddimede kıraatleri, yedinci mukaddimede Kur’an kıssalarını, sekizinci mukaddime ayet, sûre isimleri ve tertibini, dokuzuncu mukaddimede Kur’an cümlelerinden ilk anlamlarını ele alır. Müfessir onuncu mukaddimeyi ise Kur’an icazına ayırır.

İbn Âşûr tefsirinin iki yönü dikkat çeker. Bunlardan biri tefsirin ilmî yönü diğeri ise sosyal ve reformcu yönüdür. Kendinden önce yapılan birçok tefsiri eleştiren İbn Âşûr, yazacağı tefsirin bu kitaplar gibi olmasını istemez ve o güne kadarki tefsir kitaplarından en güzel ifadeleri seçmeye özen gösterir. Düşüncelerini tefsirin önsözünde de anlatan İbn Âşûr, tefsiri için şu ifadeleri kullanır: “Allah’ın izniyle, tefsirimi okuyanlar, kitaplarda bulunanların en güzelini, hatta daha güzelini bulacaklardır.”

Tahir ibn Âşûr’un, tefsirinde önem verdiği konulardan biri de, çoğu yenilikçinin üzerinde durduğu ve müfessirlerin ilgilenmesi gereken, Kur’an-ı Kerim’in nüzul hedeflerinden temel bir hedeftir: O da İslam ümmetinin siyaseti… Tahir ibn Âşûr, Kur’an’ı tefsir ederken İslam ümmetini kalkındırmayı amaçlar.

‘Et-Tahrîr ve’t-Tenvîr’ adlı tefsirin Arapça pek çok baskısı İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) kütüphanesi başta olmak üzere Türkiye’de çeşitli kütüphanelerde bulunuyor. Pek çok ilahiyat fakültesinde ders olarak da okutulan tefsirde Tahir ibn Âşûr, dirayet tefsiri metodunu kullanır. Önce tefsir edeceği sûreyi tanıtır, ardından sûrenin ismi üzerinde durur. Sûre ile ilgili hadisler varsa onlara değinir ve sûrenin Mekkî veya Medenî olduğunu zikreder. Daha sonra ayetleri tek tek ele alır. İbn Âşûr, tefsirinde, daha önce müfessirlerin değinmediği nükteleri açmayı da amaç edinir. y.uluturk@zaman.com.tr